7 Şubat 2011 Pazartesi

http://yagmurdandolayi.blogspot.com/

13 Ocak 2011 Perşembe

"Radyo kafası gökkuşağının içinde çünkü Pablo Honey sadece bir çocuk. Bu kadar basit." dediğimde beni kimse anlamamıştı. Tom Yorke türkçe biliyor olsa beni ancak o anlayacaktı.


Çünkü Radiohead grubunun en sevdiğim "in rainbow", "a kid", "Pablo Honey" albümlerine gönderme yapıyordum sadece. Radiohead dinleyicisi,fanı her neyse işte ne olursa beni anlamayacaktı zaten. Bunu biliyordum.


Garip kafalar yaşadığım saniyeler çoğu zaman kendimi durdurdum. Yoksa yine böyle anlamsız bir çok cümle yazarak kendimde anlamsızlaşıp kaybolabilirdim. Kaybolmaktan korkuyor muyum? Sanırım biraz.


Sürekli göz önünde olmayı da sevmem. Kanalda koridorlarda gezerken yere bakarak yürüyen ve şarkı mırıldanan birini görürseniz o benim. Asla insanlara bakmayan, kendi kafasını yaşayan çocuğum ben selamlar :)


Bunu yapmayı seviyorum. İnsanların benim kafama ulaşamaması doğal. Sadece kız arkadaşım bunu yapabilir diye düşünüyorum ki bu ilk başta yazdığım cümleyi sadece o anlamıştı. 


Nasıl canım sıkılıyor ve nasıl saçmalayasım var daha fazla anlatamam. Ama anlatmayacağım elbette. Anlatırsam anlamı kalmıyor ki. Pamuk şekeri bulutu yeryüzüne vanilyalı milkshake yağdırırken, biz onun altında elma şekerlerimizin boylarını ölçüyoruz çünkü. Tabiat ana yarın ne yapsak diye bana soruyor. Ben de ona biraz cupcake iyi giderdi diyorum, televizyonda ertesi gün dolu yağdı diye galyana geliyor insanoğlu. Ben onları anlamıyorum onlarda beni. Mutlu mesut geçiniyoruz. Çünkü Dünya'daki hikayem bittiğinde biri beni başkasına anlatırsa, sonuna şunu eklesin diye kasıyorum. "Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar"

4 Ocak 2011 Salı

Artık seni özlemiyorum. Artık avuç içlerimiz bir daha birbirine değmese de olur aslında. O gitarının akoru her gün bozuk gitaristin şarkılarını dinlemesekte olur. Artık seni özlemiyorum. Galata kulesinden aşağıya bakıp insanlarla dalga geçip saatlerce onlara gülmesekte olur. Bizim sayemizde ailesinin en şişmanı olmuş martı... O da ölebilir artık yaşamasa da olur. Artık...Seni...Özlemiyorum... Çünkü yaradılışı defolu bir aşkın geri iadesini kabul eden bir yer buldum. Anılarım da artık küçük geliyor, giymiyorum.

2 Ocak 2011 Pazar

Erkek : Bu gök bu deniz bu güneş şahidim olsun ki nefes aldığım her saniye senin yanında olacağım...
Kadın : Aynı gök yine şahit olsun o halde sen istesende seni bırakmayacağım...
Erkek : Nefesin çernobil kokuyor, dudaklarında kanser olmak vardı...
Kadın : Siktir git lan! Sağdan soldan okuduklarını mı satıyorsun, kendin ol biraz...

Günaydın... Dün gece gördüğüm rüyada sanki rome-juliet'ten fırlamış gibi diyaloglar geçiriyordum kız arkadaşımla. Tamam sonu böyle olmadı ama çernobilli lafı bir yerde okumuştum. Gittim rüyada onu söyledim böyle bir şey var mı ya?

Sağda solda o kadar aşk üzerine yazılmış yazı okuyorum ki rüyalarımda bile onlar var. Özdemir Asaf, Cemal Süreyya, Atilla İlhan falan takip ettik yıllardır. Edebiyat derslerinde hoca bir şiir okusunda kendimize gelelim diye ağzının içine baktığımız yıllardan başladı bu şiir ve aforizma sevgisi. Şu sıralarda "çılgın msn nickleri" başlıkları açılmış forumları gülmek için tarıyorum. İnsanlar neler yazmışlar neler yapıyolar öyle inanılmaz...

Dün gece gördüğümü rüya değil kabus olarak adlandırabilirdim sırf bu yüzden ama içinde Yağmur var diye elim gitmedi kabus yazmaya. Bir sahil kenarındaydık ve ben uzaklara bakarak bir yandan da elimle işaret ederek bu gök bu deniz falan diyordum. O da hayran hayran bakıyordu. Ne zaman "nefesin çern..." dedim. İşte o zaman hava kapandı. Bulutlar falan çöktü. Sonra zıplayarak uyandım. Saat sabahın 8'iydi. Bi gece önceki alkolün ve 2 saat uyumuşluğun verdiği yorgunluktandır diye düşünüyorum. Ah çılgın msn nickleri, rüyamı mahvettin, beni benden aldınız hayvan herifler...

27 Aralık 2010 Pazartesi

Her zaman klişelerin birbirini kovaladığı bir yeni yıl haftasına daha girdik. Teşbihte kusur var mı emin değilim ama eski yılın son haftası demeye gönlüm el vermedi. Şayet TWITTER kullanıcısı isen sen de benim gibi bıkmışsındır son hafta muabbetinden.

"Seneye görüşürüz" klasiğinden sonra artan teknoloji ile birlikte yeni türev "Son pazartesi, 2010'un son haftası, 2010'a 5 kala" gibi tweetler. Yeni bir yıla girmeyi bu kadar abartmak ne derece doğru bilemiyorum ama evet ben de yeniyıl gecesi deli gibi planı olan ve köpek gibi içecek olanlardan biriyim. Ama klişeleri bu yıl tekme tokat yardımı ile def etme kararım kesin.

Bilinen yeni yıl klasikleri kırmızı dondur, Migros'tan alınmış çam ağacı ve yine aynı yerden yılbaşı sepeti. Yılbaşı sepeti aslında benim en sevdiğimdi. İçinde viski olur, toblerone olur, mısır veya patates cipsi olur, bir iki bira carlsberg falan olur. Yani ayrı ayrı toparlamak yerine gidip bir migros ile yeniyıla hazırlanabilirsin. Ama dedim ya klişeleri def ediyorum bu yıl. Sepet yok. Ağaç yok. Don yok. Tombala zaten yok. Televizyon da dansöz izlemek yok. İbrahim Tatlıses ya da Ferhat Göçer'e katlanmak yok...

Dünya'nın Güneş etrafındaki tam bir tur dönüşünü bu kadar kutlamak, astrolojik açıdan bakıldığına komik ve saçma bir durum. "Ay hindi mi" diye iğrenip yılboyunca yemediğin hayvanın içine 31 Aralık gecesi pirinç tıkmanın luzumu ne dimi şimdi?

13 Temmuz 2010 Salı

Bazı bayan arkadaşlarda bir özellik keşfettim ki akıllara zarar. Kendisiyle ilgilenilmediğini düşündüğünde sorun çıkarmak. İstedikleri zaman da bunu ustalıkla yapmaları beni bende alır bir halde.

Geçtiğimiz günlerde dikkatimi çeken bu konu ile savaşmak için boyalarımı sürdüm. Soruna çözüm üretmek değil tabiki tekniğim, daha büyüğünü çıkarmak... Nihahahaha Öhmm... Evet. Her ne kadar aşağılık bir davranış gibi hissettirse de bana işe yarıyor. Örnek bir diyalogla açıkliyorum... Kız ilgilenmenizi istiyor açık ve belli ama bunun için sorun çıkarıyor ve şöyle...

- Aşkoooooom (iğrenç dimi :)
- Efendim Bebeğim?
- Bu gün bütün arkadaşlarımla kavga ettim hiç birisiyle konuşmicam artık yanlız kaldım. Bi tek sen varsın artık yanımda... Ama ya sende gidersen beni yalnız bırakırsan?
- Bebeğim bende sana bunu sölicektim babam ve annemle kavga ettim bende yarın evde taşınıyorum...
- Aaaa nasıl yani?

Bingo! Şaşırdı şok oldu hemen seni soracak ne yapacaksın nasıl olacak diye merak edecek YES! Taktik bu beyler gerçekten işe yaradığını söylemek isterim. Örnek çok basit. Bayan arkadaşlarımız daha büyük sorunlar çıkaracaklardır elbette ama onlar için daha büyük sorunlar çıkarın. Burda tabi şöyle bir şey de var. Eğer gerçekten sorunu varsa ve bununla baş etmezseniz kaybedersiniz. Burda zekanıza güveniyorum. Sorunu ne için anlattığı ile ilgili ayrımcı olun. Eğer ilgisiz bir günün ardından size sorunla geliyorsa daha büyüğünü çıakrın. Ama baktınız soğuk, sessiz, üzgün ve durgun duruyor. İlgilenin. Onu dünyanın en iyisiymiş gibi, herşeyi başarıacakmış ve bunu yaparken yanında olacakmışsınızı verin. Sorunsuz ve düzgün bir ilişki için bunu yap oğlum. Bana hak vereceksin :) Hadi Kaçtım ÇAV

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Elindeki kırık cam parçasından damlıyordu kanlar toprağa doğru. Ve o diz çökmüş karşıdan gelen ışığı kesmeye çalışıyordu tek eliyle. Gözleri artık bulanık zar zor seçerken etrafı, aşkı öldürdü diye kim gelecek yargılamaya diye merak ediyordu. Evet biraz önce aşkı hunharca katletmiş bir adamdan bahsediyoruz. Elindeki cam parçası ile onu defalarca darp etmişti. Şimdi sıkı sıkı tuttuğundan kestiği eline aldırmadan karşıdan gelen ışığı bekliyordu. Beklemeyi sevmez adam, dayanamaz yenilgiye. Bu yüzden saldırdı aşka kendi elleriyle. Her insanın aşkı kalbindedir diye vurdu defalarca camla kalbine kalbine. Şimdi ışık iyice yaklaştığında bacaklarından yukarı bir soğukluk çıkıyordu. Buna da dayanamayıp son bir kez daha vurdu kalbine... Yüz üstü düşüpte verirken son nefesini ağzından şunlar döküldü...


"Seni değil, aşkı değil, sadece kendimi öldürerek yendim aşkı. Ve bu benim kazandığım en büyük zafer. Evet ben aşkı öldürdüm. Hemde yerde bulduğum kırık bir cam parçası ile. Bu kadar basit!"
 

Copyright 2010 Absofuckinlutely....

Theme by WordpressCenter.com.
Blogger Template by Beta Templates.